Connect with us

Magazine

HAYATIN KALEMİNDEN /10

Published

on

Üzerimi giyinip yola çıktım. Çıkmadan önce aramıştım. Kısa bir konuşmamızın ardından kapatırken “Beş dakikaya evden çıkıyorum. Sen gelene kadar otogarda bekleyeceğim.” Demişti. Kesin tavrından dolayı ne desem vazgeçmeyeceğini bildiğim için “Hayır demeyi çok isterdim ama sen çoktan yola çıkmışsındır.” dedim.
    Sonunda otobüs geldi. Gideceğim yer bizim evden iki saatlik bir uzaklıktaydı. Yol boyunca yapacaklarımızı hayal ettim. “Birlikte kahvaltı yapalım.” demişti. Belki de evde kahvaltı yaparken kaybedeceğimiz zamanı yanımda değerlendirmek istemişti. Bende bir an önce yanında olmak istiyordum.
    Dakikalar geçmek bilmiyordu. Zaman durdu sanki. İyice sabırsızlanmaya başladım. Mesaj atmak hiç aklıma bile gelmemişti. Hayalden çıkıp gerçekleri yaşamaya başlamak galiba beni sanallıkta uzaklaştırmaya başlamıştı. İstedğim de buydu zaten. Sosyal bağımsızlıktan, duygularımızı, hislerimizi ekleyemediğimiz, sadece harflerden oluşan mesajlardan eminim —‘ de sıkılmıştır.
    Bunları düşünürken, bitmez dediğim iki saat bitmişti bile. Otobüsten inip etrafa bir göz gezdirdim, ama göremedim. Arayıp zaman kaybetmek yerine otobüsün önünde olan bir banka oturup telefonumu çıkardım. Arama yerine girdiğim sırada arkamdan iki el gözlerimi kapattı. Kim olduğunu düşünmeden (ki zaten biliyordum), hep hayalini kurduğum şeyi yaptım. Ellerini gözümden çekip arkama döndüm ve yüzüne bakma fırsatı olmayacak kadar kısa sürede sarıldım. Bu anda zamanın durmasını ve hep böyle kalmamızı istedim. İçimi okumuş gibi; “Hep böyle kalamayız. Eğer böyle kalırsak açlıktan ölebiliriz.” dedi. Gülerek; “Haklısın ama bi şartla bırakırız.” dedim. Elini tutmak şartıyla bıraktım.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Magazine

HAYATIN KALEMİNDEN, 28

Published

on

By

Bazen yaptığın şeylere nokta koyman gerekir işte o zman durup bakıcaksın yeni başlangıçlar için

Baktğım yerde dalmış kalmışım. Kendimi sol tarafımda oluşan acıyla toparladım. Nefesim daralır gibi oldu. Sanki kalbime kramp gibi bir şey girmişti. Kısa sürdü ama aklımda kaldı yine de. O da neydi öyle?
İçime çöken bu karamsarlığı aklımdan çıkarıp masadaki tabağa baktım. Tabağındakiler hala duruyordu.
Aklıma bir fikir geldi. Peçetelerle masanın üzerine bir şeyler yapma fikri hoşuma gitti. Hemen birkaç tane peçete alıp köşeleri birbiri üzerine gelecek şekilde katladım. Katladığım peçeteleri birleştirerek masanın ortasına kalp şekli oluşturdum. Kürdanlarla kalbin sağ ve sol taraflarına tabaklarımızı gösterecek şekilde oklar çıkardım. Beklemeye devam ettim.
Duyguların en saf en duru hali değil miydi aşk. İnsanın çocuklaşma sebebi değil mi sahiden. Bir yaşlanan insan bir de aşık olan insan çocuklaşır. Bana göre böyle.
Gideli on dakikayı geçmişti ama hala ortalıkta yoktu. Belki teyzesi falan oyalamıştır, o da bana küçük bir şey hazırlamıştır gibi ikna edici düşüncelerle kendimi ikna etmeye çalıştım.
İkna edici olmadı…
Kontrolsüz bir şekilde kafeden çıkıp eve doğru koşmaya başladım. Tam evlerinin önünde kalabalık vardı. Kalabalık beyaz bir arabanın önündeydi. Teyzesi kenardan gelip beni tutup engellemeye çalıştı. Onu aştıktan sonra sert bir hareketle kalabalığı itip kendime geçecek bir yer açtım.
Onun olmamasını diliyordum. Etrafına çullanmış olan birkaç kişiyi daha kenara ittim. Dizlerimin üzerine çöküp yüzüne doğru eğildim. İstemeyerek te olsa baktım. Oydu! Evet, her defasında yanlış gördüm diyerek birkaç defa daha baktım. Belki o değildir, yanlış görmüşümdür diye, ama oydu.
Son bir kez baktı bana. Gözlerinin içi gülüyordu. Yüzündeki gülme sanki bir anda silindi. Bana bakıyordu ama bakan o değildi. Gözlerinin içi artık gülmüyordu. Donmuş gibiydi.
İnanamadım. Böyle bir şey nasıl olabilirdi. Bulunduğumuz anı ölümsüzleştirmek istemişti. O anki mutluluğumuz fotoğraf olarak saklanmaya değerdi.
Ölümsüzleştirdi. Kendisini feda ederek. Beni, o son gördüğüm, bana gülen gözlerden mahrum ederek. Elbette ölümsüzleşti o an…
Bir kelebeğin ömründen daha kısa süren bir aşktı bizimkisi…
Kelebeğin ömründen daha kısa.!

Continue Reading

Magazine

HAYATIN KALEMİNDEN 27

Published

on

By

Dertlere derman bul dertleri dertlerle çovaltma

Baktğım yerde dalmış kalmışım. Kendimi sol tarafımda oluşan acıyla toparladım. Nefesim daralır gibi oldu. Sanki kalbime kramp gibi bir şey girmişti. Kısa sürdü ama aklımda kaldı yine de. O da neydi öyle?
İçime çöken bu karamsarlığı aklımdan çıkarıp masadaki tabağa baktım. Tabağındakiler hala duruyordu.
Aklıma bir fikir geldi. Peçetelerle masanın üzerine bir şeyler yapma fikri hoşuma gitti. Hemen birkaç tane peçete alıp köşeleri birbiri üzerine gelecek şekilde katladım. Katladığım peçeteleri birleştirerek masanın ortasına kalp şekli oluşturdum. Kürdanlarla kalbin sağ ve sol taraflarına tabaklarımızı gösterecek şekilde oklar çıkardım. Beklemeye devam ettim.
Duyguların en saf en duru hali değil miydi aşk. İnsanın çocuklaşma sebebi değil mi sahiden. Bir yaşlanan insan bir de aşık olan insan çocuklaşır. Bana göre böyle.
Gideli on dakikayı geçmişti ama hala ortalıkta yoktu. Belki teyzesi falan oyalamıştır, o da bana küçük bir şey hazırlamıştır gibi ikna edici düşüncelerle kendimi ikna etmeye çalıştım.
İkna edici olmadı…
Kontrolsüz bir şekilde kafeden çıkıp eve doğru koşmaya başladım. Tam evlerinin önünde kalabalık vardı. Kalabalık beyaz bir arabanın önündeydi. Teyzesi kenardan gelip beni tutup engellemeye çalıştı. Onu aştıktan sonra sert bir hareketle kalabalığı itip kendime geçecek bir yer açtım.
Onun olmamasını diliyordum. Etrafına çullanmış olan birkaç kişiyi daha kenara ittim. Dizlerimin üzerine çöküp yüzüne doğru eğildim. İstemeyerek te olsa baktım. Oydu! Evet, her defasında yanlış gördüm diyerek birkaç defa daha baktım. Belki o değildir, yanlış görmüşümdür diye, ama oydu.
Son bir kez baktı bana. Gözlerinin içi gülüyordu. Yüzündeki gülme sanki bir anda silindi. Bana bakıyordu ama bakan o değildi. Gözlerinin içi artık gülmüyordu. Donmuş gibiydi.
İnanamadım. Böyle bir şey nasıl olabilirdi. Bulunduğumuz anı ölümsüzleştirmek istemişti. O anki mutluluğumuz fotoğraf olarak saklanmaya değerdi.
Ölümsüzleştirdi. Kendisini feda ederek. Beni, o son gördüğüm, bana gülen gözlerden mahrum ederek. Elbette ölümsüzleşti o an…
Bir kelebeğin ömründen daha kısa süren bir aşktı bizimkisi…
Kelebeğin ömründen daha kısa.!

Continue Reading

Magazine

HAYATIN KALEMİNDEN 26

Published

on

By

Tek derdimiz sevmek olsun

Baktğım yerde dalmış kalmışım. Kendimi sol tarafımda oluşan acıyla toparladım. Nefesim daralır gibi oldu. Sanki kalbime kramp gibi bir şey girmişti. Kısa sürdü ama aklımda kaldı yine de. O da neydi öyle?
İçime çöken bu karamsarlığı aklımdan çıkarıp masadaki tabağa baktım. Tabağındakiler hala duruyordu.
Aklıma bir fikir geldi. Peçetelerle masanın üzerine bir şeyler yapma fikri hoşuma gitti. Hemen birkaç tane peçete alıp köşeleri birbiri üzerine gelecek şekilde katladım. Katladığım peçeteleri birleştirerek masanın ortasına kalp şekli oluşturdum. Kürdanlarla kalbin sağ ve sol taraflarına tabaklarımızı gösterecek şekilde oklar çıkardım. Beklemeye devam ettim.
Duyguların en saf en duru hali değil miydi aşk. İnsanın çocuklaşma sebebi değil mi sahiden. Bir yaşlanan insan bir de aşık olan insan çocuklaşır. Bana göre böyle.
Gideli on dakikayı geçmişti ama hala ortalıkta yoktu. Belki teyzesi falan oyalamıştır, o da bana küçük bir şey hazırlamıştır gibi ikna edici düşüncelerle kendimi ikna etmeye çalıştım.
İkna edici olmadı…
Kontrolsüz bir şekilde kafeden çıkıp eve doğru koşmaya başladım. Tam evlerinin önünde kalabalık vardı. Kalabalık beyaz bir arabanın önündeydi. Teyzesi kenardan gelip beni tutup engellemeye çalıştı. Onu aştıktan sonra sert bir hareketle kalabalığı itip kendime geçecek bir yer açtım.
Onun olmamasını diliyordum. Etrafına çullanmış olan birkaç kişiyi daha kenara ittim. Dizlerimin üzerine çöküp yüzüne doğru eğildim. İstemeyerek te olsa baktım. Oydu! Evet, her defasında yanlış gördüm diyerek birkaç defa daha baktım. Belki o değildir, yanlış görmüşümdür diye, ama oydu.
Son bir kez baktı bana. Gözlerinin içi gülüyordu. Yüzündeki gülme sanki bir anda silindi. Bana bakıyordu ama bakan o değildi. Gözlerinin içi artık gülmüyordu. Donmuş gibiydi.
İnanamadım. Böyle bir şey nasıl olabilirdi. Bulunduğumuz anı ölümsüzleştirmek istemişti. O anki mutluluğumuz fotoğraf olarak saklanmaya değerdi.
Ölümsüzleştirdi. Kendisini feda ederek. Beni, o son gördüğüm, bana gülen gözlerden mahrum ederek. Elbette ölümsüzleşti o an…
Bir kelebeğin ömründen daha kısa süren bir aşktı bizimkisi…
Kelebeğin ömründen daha kısa.!

Continue Reading
Advertisement

Trending