Connect with us

Magazine

HAYATIN KALEMİNDEN /2

Published

on

Şimdi sırada telefonum var. Hayattaki en sevmediğim zorunluluk; “cep telefonu.” Bizim en değerli varlığımız olan, kullanırken limitini bilmediğimiz zamanımızı öyle hızlı harcarız ki başında. İşimiz bitince verdiğimiz ilk tepki “Ya! Vakit ne çabuk geçmiş.” demek olur. Zamanımı oradaki yapma duygularla, yalanlarla ve sıradan şeylerle harcayacağıma, ailemle, dostlarımla harcarım veya hep yaptığım gibi kendime ayırırım. Yalnızlığı severim ben.
Hızlıca mesaj bölümüne girip gelenlere baktım. Gelenler derken aslında bir kişiden gelen mesajlardan bahsediyorum.

“Günaydın.”

“Sana da. En güzel sabahım bugün galiba. Dün gece sabah oldu, güneşim batıdan doğdu, senin haberin yok. Bundan sonra her günüm sabah olacak. Çünkü artık güneşim -yani sen- dünyanın bu tarafındasın. Şimdi soruyorsundur – Nasıl yani hiç sabah olmadı mı senin için?- diye.” Olmamış. Bugün anladım. Dün sen gelince öğrendim önceki sabahlarımın sadece bir yalan olduğunu. Kendimi kandırmışım. Benim sabahım sensin, güneşim sen. Yeni farkettim. Tekrardan günaydın.”

“Seni seviyorum.”

Ben böyle şeyler yazdığımda bu iki kelimeyi kullanırdı. Sonra mahcubiyetini dile getirirdi. Bilmezdi ki o iki kelimenin aşk sözleri dolu bir kitap yazmaya bedel olduğunu.

“Bende seni seviyorum.Şimdi yola çıkıyorum.”

“Bekliyorum. Çabuk gel.”

“Tamam.” dedim ve telefonumu cebime atıp kapıya doğru yöneldim. Tam o sırada annem aklıma geldi. Nasıl da unutmuşum. Hemen geri dönüp hızlı adımlarla annemin yanına gittim.

Geldiğimi hissetmiş olacak ki bana doğru döndü.

“Nereye gidiyorsun oğlum.”

“Antalya’ ya bir arkadaşımın yanına gidiyorum.”

“Arkadaşın kim ?”

“Öğrenirsin anne. Ama şu anda çıkmam lazım. Geç bile kaldım.” dedim ve yanaklarından öpüp odadan çıktım.

Bulunduğum yer; ülkenin turizm açısından en gelişmiş şehri. Bir yanında Akdeniz’ in maviliği, diğer yanında büyüklüğüyle ünlü Toros dağları bulunan sanki denizle dağ arasına kurulmuş cennet. Ben şu anda Antalya’nın Alanya ilçesindeyim. Filiz ise Türkiye’ ye daha yeni geldi ve Antalya’ ya taşınacaklar.
Daha önce Türkiye’ ye hiç gelmedi. Yani yüz yüze ilk konuşmamız olacak. İlk defa elini tutacağım. Gözlerinin içine ilk defa bakacağım. Aşkın o boyutunu ilk defa yaşayacağım…

Devam ediyor.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Magazine

HAYATIN KALEMİNDEN, 28

Published

on

By

Bazen yaptığın şeylere nokta koyman gerekir işte o zman durup bakıcaksın yeni başlangıçlar için

Baktğım yerde dalmış kalmışım. Kendimi sol tarafımda oluşan acıyla toparladım. Nefesim daralır gibi oldu. Sanki kalbime kramp gibi bir şey girmişti. Kısa sürdü ama aklımda kaldı yine de. O da neydi öyle?
İçime çöken bu karamsarlığı aklımdan çıkarıp masadaki tabağa baktım. Tabağındakiler hala duruyordu.
Aklıma bir fikir geldi. Peçetelerle masanın üzerine bir şeyler yapma fikri hoşuma gitti. Hemen birkaç tane peçete alıp köşeleri birbiri üzerine gelecek şekilde katladım. Katladığım peçeteleri birleştirerek masanın ortasına kalp şekli oluşturdum. Kürdanlarla kalbin sağ ve sol taraflarına tabaklarımızı gösterecek şekilde oklar çıkardım. Beklemeye devam ettim.
Duyguların en saf en duru hali değil miydi aşk. İnsanın çocuklaşma sebebi değil mi sahiden. Bir yaşlanan insan bir de aşık olan insan çocuklaşır. Bana göre böyle.
Gideli on dakikayı geçmişti ama hala ortalıkta yoktu. Belki teyzesi falan oyalamıştır, o da bana küçük bir şey hazırlamıştır gibi ikna edici düşüncelerle kendimi ikna etmeye çalıştım.
İkna edici olmadı…
Kontrolsüz bir şekilde kafeden çıkıp eve doğru koşmaya başladım. Tam evlerinin önünde kalabalık vardı. Kalabalık beyaz bir arabanın önündeydi. Teyzesi kenardan gelip beni tutup engellemeye çalıştı. Onu aştıktan sonra sert bir hareketle kalabalığı itip kendime geçecek bir yer açtım.
Onun olmamasını diliyordum. Etrafına çullanmış olan birkaç kişiyi daha kenara ittim. Dizlerimin üzerine çöküp yüzüne doğru eğildim. İstemeyerek te olsa baktım. Oydu! Evet, her defasında yanlış gördüm diyerek birkaç defa daha baktım. Belki o değildir, yanlış görmüşümdür diye, ama oydu.
Son bir kez baktı bana. Gözlerinin içi gülüyordu. Yüzündeki gülme sanki bir anda silindi. Bana bakıyordu ama bakan o değildi. Gözlerinin içi artık gülmüyordu. Donmuş gibiydi.
İnanamadım. Böyle bir şey nasıl olabilirdi. Bulunduğumuz anı ölümsüzleştirmek istemişti. O anki mutluluğumuz fotoğraf olarak saklanmaya değerdi.
Ölümsüzleştirdi. Kendisini feda ederek. Beni, o son gördüğüm, bana gülen gözlerden mahrum ederek. Elbette ölümsüzleşti o an…
Bir kelebeğin ömründen daha kısa süren bir aşktı bizimkisi…
Kelebeğin ömründen daha kısa.!

Continue Reading

Magazine

HAYATIN KALEMİNDEN 27

Published

on

By

Dertlere derman bul dertleri dertlerle çovaltma

Baktğım yerde dalmış kalmışım. Kendimi sol tarafımda oluşan acıyla toparladım. Nefesim daralır gibi oldu. Sanki kalbime kramp gibi bir şey girmişti. Kısa sürdü ama aklımda kaldı yine de. O da neydi öyle?
İçime çöken bu karamsarlığı aklımdan çıkarıp masadaki tabağa baktım. Tabağındakiler hala duruyordu.
Aklıma bir fikir geldi. Peçetelerle masanın üzerine bir şeyler yapma fikri hoşuma gitti. Hemen birkaç tane peçete alıp köşeleri birbiri üzerine gelecek şekilde katladım. Katladığım peçeteleri birleştirerek masanın ortasına kalp şekli oluşturdum. Kürdanlarla kalbin sağ ve sol taraflarına tabaklarımızı gösterecek şekilde oklar çıkardım. Beklemeye devam ettim.
Duyguların en saf en duru hali değil miydi aşk. İnsanın çocuklaşma sebebi değil mi sahiden. Bir yaşlanan insan bir de aşık olan insan çocuklaşır. Bana göre böyle.
Gideli on dakikayı geçmişti ama hala ortalıkta yoktu. Belki teyzesi falan oyalamıştır, o da bana küçük bir şey hazırlamıştır gibi ikna edici düşüncelerle kendimi ikna etmeye çalıştım.
İkna edici olmadı…
Kontrolsüz bir şekilde kafeden çıkıp eve doğru koşmaya başladım. Tam evlerinin önünde kalabalık vardı. Kalabalık beyaz bir arabanın önündeydi. Teyzesi kenardan gelip beni tutup engellemeye çalıştı. Onu aştıktan sonra sert bir hareketle kalabalığı itip kendime geçecek bir yer açtım.
Onun olmamasını diliyordum. Etrafına çullanmış olan birkaç kişiyi daha kenara ittim. Dizlerimin üzerine çöküp yüzüne doğru eğildim. İstemeyerek te olsa baktım. Oydu! Evet, her defasında yanlış gördüm diyerek birkaç defa daha baktım. Belki o değildir, yanlış görmüşümdür diye, ama oydu.
Son bir kez baktı bana. Gözlerinin içi gülüyordu. Yüzündeki gülme sanki bir anda silindi. Bana bakıyordu ama bakan o değildi. Gözlerinin içi artık gülmüyordu. Donmuş gibiydi.
İnanamadım. Böyle bir şey nasıl olabilirdi. Bulunduğumuz anı ölümsüzleştirmek istemişti. O anki mutluluğumuz fotoğraf olarak saklanmaya değerdi.
Ölümsüzleştirdi. Kendisini feda ederek. Beni, o son gördüğüm, bana gülen gözlerden mahrum ederek. Elbette ölümsüzleşti o an…
Bir kelebeğin ömründen daha kısa süren bir aşktı bizimkisi…
Kelebeğin ömründen daha kısa.!

Continue Reading

Magazine

HAYATIN KALEMİNDEN 26

Published

on

By

Tek derdimiz sevmek olsun

Baktğım yerde dalmış kalmışım. Kendimi sol tarafımda oluşan acıyla toparladım. Nefesim daralır gibi oldu. Sanki kalbime kramp gibi bir şey girmişti. Kısa sürdü ama aklımda kaldı yine de. O da neydi öyle?
İçime çöken bu karamsarlığı aklımdan çıkarıp masadaki tabağa baktım. Tabağındakiler hala duruyordu.
Aklıma bir fikir geldi. Peçetelerle masanın üzerine bir şeyler yapma fikri hoşuma gitti. Hemen birkaç tane peçete alıp köşeleri birbiri üzerine gelecek şekilde katladım. Katladığım peçeteleri birleştirerek masanın ortasına kalp şekli oluşturdum. Kürdanlarla kalbin sağ ve sol taraflarına tabaklarımızı gösterecek şekilde oklar çıkardım. Beklemeye devam ettim.
Duyguların en saf en duru hali değil miydi aşk. İnsanın çocuklaşma sebebi değil mi sahiden. Bir yaşlanan insan bir de aşık olan insan çocuklaşır. Bana göre böyle.
Gideli on dakikayı geçmişti ama hala ortalıkta yoktu. Belki teyzesi falan oyalamıştır, o da bana küçük bir şey hazırlamıştır gibi ikna edici düşüncelerle kendimi ikna etmeye çalıştım.
İkna edici olmadı…
Kontrolsüz bir şekilde kafeden çıkıp eve doğru koşmaya başladım. Tam evlerinin önünde kalabalık vardı. Kalabalık beyaz bir arabanın önündeydi. Teyzesi kenardan gelip beni tutup engellemeye çalıştı. Onu aştıktan sonra sert bir hareketle kalabalığı itip kendime geçecek bir yer açtım.
Onun olmamasını diliyordum. Etrafına çullanmış olan birkaç kişiyi daha kenara ittim. Dizlerimin üzerine çöküp yüzüne doğru eğildim. İstemeyerek te olsa baktım. Oydu! Evet, her defasında yanlış gördüm diyerek birkaç defa daha baktım. Belki o değildir, yanlış görmüşümdür diye, ama oydu.
Son bir kez baktı bana. Gözlerinin içi gülüyordu. Yüzündeki gülme sanki bir anda silindi. Bana bakıyordu ama bakan o değildi. Gözlerinin içi artık gülmüyordu. Donmuş gibiydi.
İnanamadım. Böyle bir şey nasıl olabilirdi. Bulunduğumuz anı ölümsüzleştirmek istemişti. O anki mutluluğumuz fotoğraf olarak saklanmaya değerdi.
Ölümsüzleştirdi. Kendisini feda ederek. Beni, o son gördüğüm, bana gülen gözlerden mahrum ederek. Elbette ölümsüzleşti o an…
Bir kelebeğin ömründen daha kısa süren bir aşktı bizimkisi…
Kelebeğin ömründen daha kısa.!

Continue Reading
Advertisement

Trending