Connect with us

Magazine

HAYATIN KALEMİNDEN /8

Published

on

YALNIZIM

Otobüste gidiyorum. Nereye ve neden gittiğim hiç umrumda değil. Kulaklıktan dinlediğim müziğin kelimelerine bıraktım kendimi.

 Neredesin? bilemem ki. 

Öğrensem de fayda etmiyor ki .

Kuşlar uçmaz mı hiç o diyardan.

Haberin var mı olanlardan.

Senden sonra burada yaşananlar,

Büyür beni sana daha bağlar. 

Bir iz kalır çıkaramam.

Nefes alır yaşayamam.

Ne zor gelir anlatamam.

Giden gider de ya burda kalan.

Senden sonra..!

Senden sonra..!

Senden sonra..!

Yaşayamam…!!!”
    

  Nasıl yaşarım ben senden sonra? Ne yaparım? Neler yaparım? düşündün mü hiç. “Hiç özler mi?” diye sormadın mı?

    Senden sonra ne yaparım biliyormusun? Bak aynen böyle ağlarım işte. Gözyaşlarımı ardından gelen göz damlaları siler artık. Nasılsa hiç durmayacak onlar. Bazen dökülen göz damlalarım acılarımı azaltmak konusunda yetersiz kalır. Kalanları çıkaramam. İçime atarım. Ya senden sonra yaşadıklarım? Onlara ne olacak? Evet. Onlar da birikecek. Nefes alamaz hale getirecek beni. Ben yine hayatta kalabilmek için uğraşan yaralı bir kuş gibi çırpınıp duracağım. Ne kadar sürecek bilmiyorum. Belki de sana olan sevgim kadar sürecek. Yani sonsuza kadar.

“Sevdiklerimden uzak bir yere.” dedim terminaldeki bilet satan kişiye. Yalnızlığa demek istedim ama diyemedim. Gözlerimden dökülen yaşlarla gidiyordum. Belki kaybolmaya, belki de kaybolup hiç bulunmamaya.

Herkes bir gün gider derlerdi de inanmazdım. Zaten inanmadım. Gittiği halde inanmadım onun gittiğine. Çünkü onun gidişi ayaklarıyla değildi. İsteyerek gitmedi o!

O gittikten sonra yanına gitmiştim.

Babam aradı oradayken:

“Neredesin.”

Arkadaşımın yanındayım baba.”

“Ne arkadaşı… “vb. Bir kaç kötü şeyler söyleyerek bana hakaretler etmişti. Kısaca demediğini bırakmamıştı. Öyle zoruma gitmişti ki o anda o söyledikleri. Birisi gelip beni öldürse hiç düşünmez kabul ederdim ölümü.

Ayrılmayacak gibi sevdik birbirimizi. Birbirimize hep güvendik. Biz hiç ayrılmayız dedik. Biz ayrılmazdık ama bir şeyi atlamışız işte.

    Yanımdaki teyze her kimse halimi merak etmiş olacak ki;
   

 “Neyin var oğlum.”

     “Bir şeyim yok teyze.” dedim.
   

 Neyi olurdu ki yalnızların. Acılarından, mutsuzluğundan ve yalnızlığından başka. Sen, ben ağlıyorum sanıyorsun ama kalbim ağlıyor benim teyze. Hemde öyle bir ağlıyor ki. Gözyaşları gözümden akıyor kalbimin.

   DEVAM EDECEK…

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Magazine

HAYATIN KALEMİNDEN, 28

Published

on

By

Bazen yaptığın şeylere nokta koyman gerekir işte o zman durup bakıcaksın yeni başlangıçlar için

Baktğım yerde dalmış kalmışım. Kendimi sol tarafımda oluşan acıyla toparladım. Nefesim daralır gibi oldu. Sanki kalbime kramp gibi bir şey girmişti. Kısa sürdü ama aklımda kaldı yine de. O da neydi öyle?
İçime çöken bu karamsarlığı aklımdan çıkarıp masadaki tabağa baktım. Tabağındakiler hala duruyordu.
Aklıma bir fikir geldi. Peçetelerle masanın üzerine bir şeyler yapma fikri hoşuma gitti. Hemen birkaç tane peçete alıp köşeleri birbiri üzerine gelecek şekilde katladım. Katladığım peçeteleri birleştirerek masanın ortasına kalp şekli oluşturdum. Kürdanlarla kalbin sağ ve sol taraflarına tabaklarımızı gösterecek şekilde oklar çıkardım. Beklemeye devam ettim.
Duyguların en saf en duru hali değil miydi aşk. İnsanın çocuklaşma sebebi değil mi sahiden. Bir yaşlanan insan bir de aşık olan insan çocuklaşır. Bana göre böyle.
Gideli on dakikayı geçmişti ama hala ortalıkta yoktu. Belki teyzesi falan oyalamıştır, o da bana küçük bir şey hazırlamıştır gibi ikna edici düşüncelerle kendimi ikna etmeye çalıştım.
İkna edici olmadı…
Kontrolsüz bir şekilde kafeden çıkıp eve doğru koşmaya başladım. Tam evlerinin önünde kalabalık vardı. Kalabalık beyaz bir arabanın önündeydi. Teyzesi kenardan gelip beni tutup engellemeye çalıştı. Onu aştıktan sonra sert bir hareketle kalabalığı itip kendime geçecek bir yer açtım.
Onun olmamasını diliyordum. Etrafına çullanmış olan birkaç kişiyi daha kenara ittim. Dizlerimin üzerine çöküp yüzüne doğru eğildim. İstemeyerek te olsa baktım. Oydu! Evet, her defasında yanlış gördüm diyerek birkaç defa daha baktım. Belki o değildir, yanlış görmüşümdür diye, ama oydu.
Son bir kez baktı bana. Gözlerinin içi gülüyordu. Yüzündeki gülme sanki bir anda silindi. Bana bakıyordu ama bakan o değildi. Gözlerinin içi artık gülmüyordu. Donmuş gibiydi.
İnanamadım. Böyle bir şey nasıl olabilirdi. Bulunduğumuz anı ölümsüzleştirmek istemişti. O anki mutluluğumuz fotoğraf olarak saklanmaya değerdi.
Ölümsüzleştirdi. Kendisini feda ederek. Beni, o son gördüğüm, bana gülen gözlerden mahrum ederek. Elbette ölümsüzleşti o an…
Bir kelebeğin ömründen daha kısa süren bir aşktı bizimkisi…
Kelebeğin ömründen daha kısa.!

Continue Reading

Magazine

HAYATIN KALEMİNDEN 27

Published

on

By

Dertlere derman bul dertleri dertlerle çovaltma

Baktğım yerde dalmış kalmışım. Kendimi sol tarafımda oluşan acıyla toparladım. Nefesim daralır gibi oldu. Sanki kalbime kramp gibi bir şey girmişti. Kısa sürdü ama aklımda kaldı yine de. O da neydi öyle?
İçime çöken bu karamsarlığı aklımdan çıkarıp masadaki tabağa baktım. Tabağındakiler hala duruyordu.
Aklıma bir fikir geldi. Peçetelerle masanın üzerine bir şeyler yapma fikri hoşuma gitti. Hemen birkaç tane peçete alıp köşeleri birbiri üzerine gelecek şekilde katladım. Katladığım peçeteleri birleştirerek masanın ortasına kalp şekli oluşturdum. Kürdanlarla kalbin sağ ve sol taraflarına tabaklarımızı gösterecek şekilde oklar çıkardım. Beklemeye devam ettim.
Duyguların en saf en duru hali değil miydi aşk. İnsanın çocuklaşma sebebi değil mi sahiden. Bir yaşlanan insan bir de aşık olan insan çocuklaşır. Bana göre böyle.
Gideli on dakikayı geçmişti ama hala ortalıkta yoktu. Belki teyzesi falan oyalamıştır, o da bana küçük bir şey hazırlamıştır gibi ikna edici düşüncelerle kendimi ikna etmeye çalıştım.
İkna edici olmadı…
Kontrolsüz bir şekilde kafeden çıkıp eve doğru koşmaya başladım. Tam evlerinin önünde kalabalık vardı. Kalabalık beyaz bir arabanın önündeydi. Teyzesi kenardan gelip beni tutup engellemeye çalıştı. Onu aştıktan sonra sert bir hareketle kalabalığı itip kendime geçecek bir yer açtım.
Onun olmamasını diliyordum. Etrafına çullanmış olan birkaç kişiyi daha kenara ittim. Dizlerimin üzerine çöküp yüzüne doğru eğildim. İstemeyerek te olsa baktım. Oydu! Evet, her defasında yanlış gördüm diyerek birkaç defa daha baktım. Belki o değildir, yanlış görmüşümdür diye, ama oydu.
Son bir kez baktı bana. Gözlerinin içi gülüyordu. Yüzündeki gülme sanki bir anda silindi. Bana bakıyordu ama bakan o değildi. Gözlerinin içi artık gülmüyordu. Donmuş gibiydi.
İnanamadım. Böyle bir şey nasıl olabilirdi. Bulunduğumuz anı ölümsüzleştirmek istemişti. O anki mutluluğumuz fotoğraf olarak saklanmaya değerdi.
Ölümsüzleştirdi. Kendisini feda ederek. Beni, o son gördüğüm, bana gülen gözlerden mahrum ederek. Elbette ölümsüzleşti o an…
Bir kelebeğin ömründen daha kısa süren bir aşktı bizimkisi…
Kelebeğin ömründen daha kısa.!

Continue Reading

Magazine

HAYATIN KALEMİNDEN 26

Published

on

By

Tek derdimiz sevmek olsun

Baktğım yerde dalmış kalmışım. Kendimi sol tarafımda oluşan acıyla toparladım. Nefesim daralır gibi oldu. Sanki kalbime kramp gibi bir şey girmişti. Kısa sürdü ama aklımda kaldı yine de. O da neydi öyle?
İçime çöken bu karamsarlığı aklımdan çıkarıp masadaki tabağa baktım. Tabağındakiler hala duruyordu.
Aklıma bir fikir geldi. Peçetelerle masanın üzerine bir şeyler yapma fikri hoşuma gitti. Hemen birkaç tane peçete alıp köşeleri birbiri üzerine gelecek şekilde katladım. Katladığım peçeteleri birleştirerek masanın ortasına kalp şekli oluşturdum. Kürdanlarla kalbin sağ ve sol taraflarına tabaklarımızı gösterecek şekilde oklar çıkardım. Beklemeye devam ettim.
Duyguların en saf en duru hali değil miydi aşk. İnsanın çocuklaşma sebebi değil mi sahiden. Bir yaşlanan insan bir de aşık olan insan çocuklaşır. Bana göre böyle.
Gideli on dakikayı geçmişti ama hala ortalıkta yoktu. Belki teyzesi falan oyalamıştır, o da bana küçük bir şey hazırlamıştır gibi ikna edici düşüncelerle kendimi ikna etmeye çalıştım.
İkna edici olmadı…
Kontrolsüz bir şekilde kafeden çıkıp eve doğru koşmaya başladım. Tam evlerinin önünde kalabalık vardı. Kalabalık beyaz bir arabanın önündeydi. Teyzesi kenardan gelip beni tutup engellemeye çalıştı. Onu aştıktan sonra sert bir hareketle kalabalığı itip kendime geçecek bir yer açtım.
Onun olmamasını diliyordum. Etrafına çullanmış olan birkaç kişiyi daha kenara ittim. Dizlerimin üzerine çöküp yüzüne doğru eğildim. İstemeyerek te olsa baktım. Oydu! Evet, her defasında yanlış gördüm diyerek birkaç defa daha baktım. Belki o değildir, yanlış görmüşümdür diye, ama oydu.
Son bir kez baktı bana. Gözlerinin içi gülüyordu. Yüzündeki gülme sanki bir anda silindi. Bana bakıyordu ama bakan o değildi. Gözlerinin içi artık gülmüyordu. Donmuş gibiydi.
İnanamadım. Böyle bir şey nasıl olabilirdi. Bulunduğumuz anı ölümsüzleştirmek istemişti. O anki mutluluğumuz fotoğraf olarak saklanmaya değerdi.
Ölümsüzleştirdi. Kendisini feda ederek. Beni, o son gördüğüm, bana gülen gözlerden mahrum ederek. Elbette ölümsüzleşti o an…
Bir kelebeğin ömründen daha kısa süren bir aşktı bizimkisi…
Kelebeğin ömründen daha kısa.!

Continue Reading

Trending